Next in Fashion, her bölümde tasarımcılara belirli bir konsept vererek ilerleyen bir moda yarışması. Yarışmacılar, bu konsept doğrultusunda; yayın ekibi tarafından önceden hazırlanmış, tüm malzemelerin yer aldığı bir arka odada çalışıyor. Örneğin günün teması bir kırmızı halı konsepti ise, bu arka oda payetli kumaşlardan tüllere, jarse kumaşlardan tarlatanlara, vatkalardan pullar ve taşlara kadar, yaratıcılığı tetikleyecek sayısız malzemeyle dolduruluyor.
Tasarımcıların bu malzemelerden ilham alarak, özgün ve kopyasız bir şekilde kendilerini yansıtmaları bekleniyor. Yarışmanın en dikkat çekici taraflarından biri de tam olarak burada başlıyor: Bir yarışmacı yalnızca tasarlayan değil; aynı zamanda çizen, kalıp çıkaran ve diken kişi olmak zorunda. Yani ortaya çıkacak kıyafetin A’dan Z’ye tüm süreci, tek bir tasarımcının sorumluluğunda ilerliyor. Her bölüm sonunda mutlaka bir “best” seçilirken, bir yarışmacı da yarışmaya veda ediyor. Son iki yarışmacıya kadar bu tempo aynı şekilde devam ediyor, final bölümünde konsept çok daha detaylı ele alınıyor ve defileyi izleyenler arasına yarışmacıların aileleri de dâhil ediliyor.
Açıkçası Next in Fashion, yarışmanın konseptinden ya da kazananından çok; moda severlere sunduğu ilham alanıyla öne çıkıyor. Farklı malzemeleri, uç fikirleri ve benzersiz tasarımları bir arada görme imkânı sunuyor.
Next in Fashion dan özetle bahsettikten sonra biraz detaylandıralım.
İlk sezon, yarışmacı profilleri ve jüri dinamikleriyle güçlü bir başlangıç yapmıştı. Ancak yapımcılar bu ivmeyle yetinmedi. İlk sezon sonrası hızını alamayan ekip, ikinci sezonda hem içerik hem de kadro anlamında çıtayı belirgin şekilde yukarı taşıdı.
İkinci sezonun daha ilk bölümünde Gigi Hadid’yi görmek gerçekten nefes kesiciydi. Tecrübeli bir manken olmasının ötesinde; eğlenceli kişiliği, modaya dair bilgisi, tutarlı yorum ve eleştirileri ve her gelen konuk jüriyle kurduğu doğal diyaloglar, yarışmayı bambaşka bir boyuta taşıdı. Gigi’nin tanınırlığı, programın enerjisini yükseltirken; jüri masasında yarattığı denge, yarışmanın ciddiyetini de güçlendirdi. Ayrıca ilk sezonda da boy gösteren Tan France ile Gigi’nin espirili atışmaları ve sohbetleri yarışmaya ayrı bir hava katmış.
Üstelik iş sadece sunucu ve juri yapısı ile sınırlı değildi. İlk sezon suncularından Alexa Chung'ın tarzını ve kombinlerini düşündüğümüzde, Gigi’nin ikinci sezonda ortaya koyduğu stil performansı inanılmazdı. Neredeyse her bölümde en az iki güçlü kombinle karşımıza çıktı. Bunu rahatlıkla itiraf edebilirim: Yarışmacıların tasarımlarından önce, Gigi’nin o bölüm ne giyeceğini merak ettiğim anlar oldu. Zaman zaman birer mini defileye dönüşen bu anlar, yarışmanın görsel gücünü ciddi şekilde artırdı.
İkinci sezonun bir diğer çarpıcı tarafı ise konuk jüri kadrosuydu. Tom Ford, Donatella Versace, Tommy Hilfiger, Jason Bolden, Bella Hadid ve Hailey Bieber gibi isimlerin programa dâhil olması adeta bomba etkisi yarattı. Bu isimler yalnızca yıldız güçleriyle değil, modaya dair bakış açılarıyla da yarışmaya ciddi bir ağırlık kazandırdı.
Toparlayacak olursak, Next in Fashion’ı izlerken kendimi zaman zaman yarışmacıların yerine koyduğum, kendi içimde tasarımlarla ve fikirlerle yarıştığım anlar oldu. Moda üretiminin mutfağında olan biri için bu deneyim, yalnızca izlemekten ibaret değil; zihni sürekli tetikleyen, düşündüren ve yeni olasılıkları açan bir alan yaratıyor. Bu yönüyle hem faydalı hem de keyifli bir yapım olduğunu söyleyebilirim.
Bir tasarımcının neredeyse hiç boş vakti olmamasına rağmen, aralarda yakalanan kısa molalarda bu yarışmayı izlemek oldukça iyi bir kaçış alternatifi. Gözümüzü doldurmak, modayla eğlenmek ve birbirinden farklı, uç fikirleri gözlemlemek adına da besleyici bir içerik sunuyor. Bu nedenle, moda severler için kaçırılmaması gereken bir yapım olduğunu düşünüyorum.
Öte yandan, bu tarz yapımları izlerken ister istemez ülkemizde moda yarışmalarının ne kadar sığ bir zeminde ilerlediğini de düşünmeden edemiyorum. Güzel başlayan, jurileri ile heyecanlandıran pek çok programın, kısa sürede spekülasyonlara teslim olması; moda bilgisinin geri planda kalıp, tartışma ve etkileşim odaklı bir noktaya savrulması gerçekten can sıkıcı. Umarım en kısa zamanda, en azından özel platformlarda; yeme-içme ya da “gezelim-görelim” konseptlerinin yanında, Next in Fashion benzeri, içi dolu ve gerçekten modayı merkeze alan yarışmaları da daha sık görme şansımız olur.
Flz.
